Dolar 49,9720
Euro 55,9456
Altın 6.277,99
BİST 10.759,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Çok Bulutlu
İstanbul
20°C
Çok Bulutlu
Sal 19°C
Çar 16°C
Per 13°C
Cum 12°C

Her morluğu “yaramazlık” deyip geçmeyin!

Çocukluk çağında en sık karşılaşılan kanser türlerinden biri olan lösemi; ateş, halsizlik, solukluk, morarma, kanama ve kol-bacak ağrısı gibi pek çok farklı belirtiyle ortaya çıkabiliyor. Ancak bu yakınmaların çocuklarda sık görülen başka sağlık sorunlarını da…

Her morluğu “yaramazlık” deyip geçmeyin!
REKLAM ALANI
2 Kasım 2026 10:39
4

Çocukluk çağında en sık karşılaşılan kanser türlerinden biri olan lösemi; ateş, halsizlik, solukluk, morarma, kanama ve kol-bacak ağrısı gibi pek çok farklı belirtiyle ortaya çıkabiliyor. Ancak bu yakınmaların çocuklarda sık görülen başka sağlık sorunlarını da düşündürmesi, hastalığın fark edilmesini güçleştirebiliyor. 

Çocuklarda oluşan morlukların düşme ve çarpmaya, uzun süren kol veya bacak ağrılarının ise büyümeye bağlanması nedeniyle tanının gecikebildiğini vurgulayan Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, “Her morluk çocuğun hareketli olmasıyla açıklanmamalı. Kendiliğinden veya çok hafif bir darbeyle oluşan, sayısı giderek artan ve geçmeyen morlukların yanı sıra uzun süren kol-bacak ağrıları da mutlaka hekim tarafından değerlendirilmelidir” diyor. 

ARA REKLAM ALANI

Löseminin nedenleri arasında, genetik yatkınlığın yanı sıra, nükleer radyasyon ve Öpücük Hastalığı olarak bilinen Epstein-Barr (EBV) virüsünün de bulunduğunu belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında löseminin gözden kaçabilen belirtilerini anlattı; ebeveynlere önemli uyarılarda bulundu.

Halk arasında “kan kanseri” olarak bilinen lösemi, çoğunlukla kan hücrelerinin üretildiği kemik iliğinde ortaya çıkıyor. Kemik iliğinde bulunan lenfoid veya miyeloid öncül hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalarak vücuda yayılmasıyla hastalığın belirtileri görülmeye başlıyor. Lösemi bazı durumlarda lenf bezleri veya merkezi sinir sistemi gibi farklı bölgelerde başlayarak kemik iliğine de ulaşabiliyor.

Çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 25-30’unu lösemilerin oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, yenidoğan döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabilen hastalığın, en sık 2-5 yaş arasındaki çocuklarda görüldüğünü söylüyor.  

Öpücük hastalığına yol açan virüse dikkat!

Çocukluk çağı lösemileri, hastalığın oluşumunda etkili olan unsurlar bakımından erişkinlerde görülen lösemilerden ayrılıyor. Erişkinlerde çevresel etkenler daha fazla öne çıkarken, çocuklarda genetik faktörler ağırlık kazanıyor. Hücrelerde kanser gelişimini engelleyen veya kansere zemin hazırlayan genler arasındaki dengenin “mutasyon” adı verilen değişikliklerle bozulması, löseminin gelişmesine yol açabiliyor.

Bazı virüslerin de belirli lösemi türleriyle ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, “Halk arasında ‘Öpücük Hastalığı’ olarak bilinen enfeksiyona neden olan Epstein-Barr virüsü, olgun B hücreli lösemi ve lenfoma gelişiminde etkili olabiliyor. Nükleer radyasyon ile petrokimya endüstrisinde kullanılan benzen gibi bazı kimyasal maddeler de lösemiyle ilişkilendirilen etkenler arasında yer alıyor. Aile bireylerinde kanser geçmişinin olması da çocuklarda lösemi faktörleri arasında göstreriliyor” diyor. 

Uzun süren ateşi ve solukluğu önemseyin

Löseminin erken fark edilmesindeki en önemli güçlük, belirtilerinin birçok çocukluk çağı hastalığıyla karışabilmesi. Nedeni belirlenemeyen ve uzun süren ateş, hastalığın araştırılmasını gerektiren bulgulardan biri. Böyle bir durumda gerekli testlerin yapılması ve çocuğun yakından izlenmesi önem taşıyor. Karaciğer, dalak veya lenf bezlerindeki büyümenin de lösemi belirtileri arasında yer alabildiğini belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, “Burun ve diş eti kanamaları, vücutta uzun süre geçmeyen küçük noktasal kanamalar ile idrar ya da dışkıda kan görülmesi de dikkate alınması gereken bulgular arasında yer alıyor. Lösemili çocukların yaklaşık yüzde 25’inde kol ve bacak ağrıları ortaya çıkabiliyor. Özellikle uzun süren ve ağrı kesicilere yanıt vermeyen kol-bacak ağrılarının “büyüme ağrısı” denilerek geçiştirilmemesi gerekiyor” uyarısında bulunuyor.

 Morlukları değerlendirirken bu özelliklere bakın

Löseminin belirtilerinden biri de, yumuşak dokularda ortaya çıkan morluklar. Morluk herhangi bir darbe olmadan gelişmişse, sayısı giderek artıyorsa, çok büyük ve koyu renkliyse veya uzun süre kaybolmuyorsa bir hekime başvurulması önem taşıyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat, ailelerin morlukları değerlendirirken şu dört soruya yanıt aramalarını öneriyor:

Morluklar dizin üstündeki yumuşak bölgelerde mi bulunuyor?

Sayıları normalden fazla mı?

Bir çarpma olmadan kendiliğinden mi ortaya çıkıyor?

Beklenenden büyük, koyu renkli ve geç iyileşen bir yapıda mı?

Bu sorulardan birine veya birkaçına “evet” yanıtı verilmesi durumunda çocuğun bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

Kesin tanı kemik iliği incelemesiyle konuluyor

Şüpheli belirtilerle sağlık kuruluşuna başvurulduğunda ilk aşamada kan sayımı gibi ön tetkiklerin yapıldığını, lösemi şüphesi oluşması halinde çocuğun pediatrik hematoloji-onkoloji bölümünün bulunduğu bir merkezde değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Cengiz Canpolat, löseminin tedavi süreci hakkında da şu bilgileri verdi: “Lösemide kesin tanı, kemik iliğinden alınan örneğin laboratuvarda incelenmesiyle konuluyor. Tanının kısa sürede kesinleştirilmesi ve uygun tedaviye mümkün olduğunca erken başlanması büyük önem taşıyor. Hastalığın türü ve risk grubu belirlendikten sonra tedavi planı çocuğa özgü olarak hazırlanıyor. Genetik ve moleküler incelemeler de risk sınıflamasının daha doğru yapılmasına ve tedavinin buna göre yönlendirilmesine yardımcı oluyor.”

 Tedavi başarısı yüzde 95’e çıkabiliyor

Çocukluk çağı lösemilerinin tedavisindeki başarı son 20 yılda önemli ölçüde arttı. Çok merkezli ve birden fazla ilacın birlikte kullanıldığı kemoterapi protokolleri, akıllı ilaçlar ve hücresel tedavi yöntemleri bu gelişmede etkili oluyor. Çocuklarda daha sık görülen lenfoid lösemilerin düşük riskli türlerinde tedavi başarısı yüzde 95’e kadar ulaşabiliyor. Tüm lösemi türleri ve risk grupları birlikte değerlendirildiğinde ise başarı oranı yüzde 75-80 düzeyinde bulunuyor. Tedavinin süresi hastalığın türüne, risk grubuna ve çocuğun tedaviye verdiği yanıta göre değişiyor. 

Aileler kendilerini suçlamamalı

Çocuğuna lösemi tanısı konulan anne ve babalar, hastalığa kendi yaptıkları veya yapmadıkları bir davranışın neden olduğunu düşünebiliyor; kendilerini ya da birbirlerini suçlayabiliyor. Oysa çocukluk çağı lösemilerinde çoğu zaman genetik bir temel bulunuyor.

Bu konuda aileleri uyaran Prof. Dr. Cengiz Canpolat, “Lösemi, anne veya babanın yaptığı ya da yapmadığı bir davranış nedeniyle ortaya çıkmaz. Ebeveynlerin kendilerini veya birbirlerini suçlamaları doğru değildir. Bu süreçte önemli olan tedavinin zamanında başlaması ve ailenin sağlık ekibiyle iş birliği içinde hareket etmesidir” diye konuşuyor.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kaynak: Beyaz Haber Ajansı

REKLAM ALANI